3 Nisan 2014 Perşembe

2013-14 Bahar Tasarım I | 10 Kavram

Görme engellilerin ulaşım sorunu hakkında 10 kavram:

1- Durağa yanaşan belediye otobüsünün bilgilerini anons eden hoparlörlü sistem

- Belediye otobüsünün dış yüzeyinde, ön kapıya yakın bir yere montajlanmış
- Otobüs durağa yanaştığında ve ön kapıyı açtığında otobüsün kodunu, ilk ve son durağını anons eder; "25T, Taksim-Sarıyer" gibi
- Otobüs duraktan yolcu almaya devam ederken, yani ön kapı açık haldeyken anons birkaç kez tekrarlanabilir

2- Beklenen otobüsün durağa ne zaman geleceğini öğrenmek için hoparlörlü sistem
- Otobüs durağında haritanın yanına montajlanmış
- Tuş takımıyla beklenen otobüsün kodu girildiğinde, o otobüsün durağa kaç dakika içinde ulaşacağını hoparlörden anons eder

3- Otobüs durağının yeri için bilgilendirici pano
- Karşılıklı trafik ışıklarının her ikisine de montajlanmış 
- Kabartma harita bölümü ile; o trafik ışığının şehirdeki/ilçedeki/semtteki konumunu belirtir
- Braille alfabesi ile yazılmış bölümü ile; sol, sağ, karşı sol, karşı sağ istikametlerde yer alan otobüs duraklarının isimlerini ve yürüme mesafelerini belirtir

4- Otobüs durağının mesafesine göre değişen kılavuz çizgi modeli
- Kaldırımın üzerinde yer alır
- Kesik kesik yerleştirilmiş
- Otobüs durağına yaklaştıkça parçalarının eni genişleyip boyu kısalır
- Otobüs durağından uzaklaştıkça parçalarının eni kısalıp boyu uzar

5- Çift uçlu baston
- Bastonun bilinen birinci ucuna ve ortadan yere yatay olarak çıkan ikinci uca sahiptir
- İkinci uç, eklem noktasından itibaren genişleyen bir yelpaze şeklindedir
- İkinci uç, ileri-geri kolay esnemeyecek bir maddeden imal edilir
- İkinci ucun dikey izdüşümü, birinci uçtan daha ileride olmaz
- Temel amacı, altı yüksek vasıtalara çarpmayı engellemektir 

6- Yürüyen merdivenin yönünü gösteren kılavuz alan
 - Her yürüyen merdivenin her iki ucunda birer alan yer alır
- Merdiven aşağıya doğru hareket ediyorsa, yürüyen merdivenin her iki ucunda da (başında ve sonunda) merdivenin hareket yönünü gösteren ve ok şekli oluşturan noktalarla dizayn edilmiş kılavuz alan bulunur
- Merdiven yukarıya doğru hareket ediyorsa, yürüyen merdivenin her iki ucunda da (başında ve sonunda) merdivenin hareket yönünü gösteren ve ok şekli oluşturan noktalarla dizayn edilmiş kılavuz alan bulunur

7- Engelliler için metrobüs durağı
- Engellilerin metrobüse binişlerini kolaylaştıracak ayrı bir bölümdür
- Merdivenden perona inildiğinde, normal perondan önce yer alır
- Perona gelen metrobüs, eğer engelli peronunda yolcu varsa önce orada durur ve alır
- Metrobüs engellileri aldıktan sonra, ya da durakta engelli yoksa normal perona yanaşır
- Engelli peronuna giriş engelli akbilleriyle yapılır
- Bu perondan yaşlılar ve hamileler de faydalanır

8- Metro peronlarında çıkış yönünü gösterir pano
- Metro istasyonlarında, perondan açık havaya çıkışa kadar her katta tüm merdivenlerin yanındaki duvarlarda yer alır
- Metro peronlarında, peronların diğer perona bağlayan koridorlar ile oluşturdukları köşelerin peron tarafında yer alır
- Kabartma harita ile o koridor/merdiven ve devamında çıkışlar ile semtin hangi noktalarına çıkış yapılabileceği belirtilir
- Braille alfabesi ile o koridordan/merdivenden metronun hangi çıkışlarına (isim olarak) gidilebileceği yazar

9- Vapur iskeleleri için kılavuz çizgi ve alan
- Binişte; İskele binasına girişten başlar
- Binişte; Bina, akbil geçişi, kapılar dahil olmak üzere vapurun iskeleye yanaştığı noktaya kadar devam eder
- İnişte; Vapurdan iskele çıkışına kadar devam eder
- Vapur iskeleye yanaştığında; vapur kapısının yer aldığı bölgede, kılavuz çizgi genişler ve geniş bir alan kaplar
- Vapur iskeleye yanaştığında; geniş kılavuz alanın sağ ve sol yanında koruma setleri/çitleri yer alır
- Vapur, kapısı kılavuz alana denk gelecek şekilde yanaşır

10- Kaldırımlar ve yol kesişiminde kılavuz çizgi 
- 3 bölgeden oluşur
- Yolun kaldırım yükseltisinin alt noktasıyla kesiştiği noktadan yola doğru alan kaplamış, yatay ve dar bir alanda ilerler. 
- Kaldırımın yükseltisini oluşturan dik yan yüzeyde ilerler
- Kaldırımın kaldırım yükseltisinin üst noktasıyla kesiştiği noktadan kaldırıma doğru alan kaplamış, yatay ve çok da dar olmayan bir alanda ilerler
- Devamlı kenarları referans alan görme engellilere 2 kenar birden (kaldırımın kenarı ve yolun kenarı) sağlamış olur.
- Kaldırımların üzerinde yer alan ya da sonradan bırakılan objeler, böylece kılavuz çizgileri daha az engeller
- Kaldırım çok dar ise yola inen görme engelli yine kendisine bir kılavuz çizgi bulmuş olur.

25 Mart 2014 Salı

2013-14 Bahar Tasarım I | Görme Engellilerin Ulaşım Sorunu: Gözlem

"Görme Engellilerin Ulaşım Sorunu" projesine dahil olduktan sonra ilk işimiz, onların günlük hayatta neler yaşadığına şahit olmak adına Karanlıkta Diyalog sergisini ziyaret etmek oldu. Öğrenmenin tek yolu karşılaşmaktan geçerdi.


Ömrünüzde en çok etkilendiğiniz filmi bitirdiğiniz an hissettiklerinizi düşünün. Filmin üzerinizde bıraktığı etki nedeniyle o filmi herkesin izleyip, sizin kadar etkilenmesini arzu edersiniz. İşte bunların katbekat fazlasını hissediyorsunuz Karanlık Diyalog'da!

Görme engelli rehberiniz eşliğinde, maksimum 10 kişilik gruplar ile 1600 metrekarelik simülasyon alanını geziyorsunuz. İçeride hiç ama hiçbir şey görmüyorsunuz! İster gözlerinizi açın, ister kapatın. Paşa gönlünüz bilir. İçeride sıfır ışık var ve girdiğiniz andan itibaren 90 dakika boyunca siz de bir görme engellisiniz. İşte o andan itibaren görme engellilere duyacağınız saygı artacak da artacak...

Karanlığa girdikten sonra birkaç dakika içinde o çekinceyi üzerinizden attıktan sonra, ilk oturan refleksinizin 'sese gitmek' olduğunu fark ediyorsunuz. Ardından dokunmak; dokunarak maddeleri algılamak. Hem elle duvarları, hem de baston ile zeminin kenarlarını ve köşeleri referans almak. Ardından koku, tatma...

Bu duyularınızı; simülasyonda yer alan parkta, pazarda, yolda, trafik ışıklarında, tramvayda, vapurda, oturma odasında, kafede en yoğun şekilde kullanıyorsunuz.

Ne kadar anlatılsa da gerçekten gitmeden etkisi anlaşılamayacak bir sergi Karanlıkta Diyalog...

(Yazının devamı ve mülakat gözlemleri gün içinde geliyor...)






24 Şubat 2014 Pazartesi

2013-14 Bahar Tasarım I | En Sevdiğim Ürün

Beni tanıyanlar bilir, Nike bir polarım vardır ve yaz-kış sırtımdan çıkarmam. Tasarım I dersinde en sevdiğimiz ürün hakkında bir post girmemiz istendiğinde aklıma direkt bu polar geldi. İşte o polar...

(Fotoğrafın hikâyesi önemli; 23 Nisan 2012 gününden... Sporx'te çalışırken 23 Nisan vesilesiyle 5 dakikalığına patron İlkan Bey'in koltuğuna oturmuştum)

Ürünün tam adı Nike N98. Retro bir havası var. Bu ürünü çok sevmemin nedenlerinden biri indirimden falan almam değil, direkt olarak bedava olması. 2010 yılında, benim organizasyonuna yardımcı olduğum AYAZMA(Anadolu Yazarlar ve Müzisyenler Ayaktopu Takımı) Almanya'ya Yazarlar Dünya Kupası'na giderken, Nike takıma sponsor olmuş ve bizi giydirmişti. O gün bu gündür sırtımdan çıkarmadım bu poları. Duygusal bir bağ oluştu aramızda... Her yola çıkışımda sırtıma giydim, yollarda en goygoyluk fotoğraflarımı onunla çektirdim. Çok sevmemdeki en büyük etken de bu aslında; yollarda hep üzerimde olması, anılarıma şahitlik etmesi... Şimdi bel kısmında küçük bi sökük var, sadece evde giyebiliyorum. Söküğü diktirince bahar aylarında yine dışarıda giymeye başlarım. Paralanana kadar giyerim ben bu poları, daha çok yollar aşarım onunla...

"İhtiyaç" başlığı altında bakarsak, o da her giysi gibi üşümeyelim diye tenimizi örtmeye yarıyor. Soğuktan korunma ihtiyacımı karşılıyor olması bu ürünü çok sevmemde çok çok küçük bir etken.

Ekstra bilgi verelim: Benim üzerimdeki N98'in düz siyahı ama Nike bu ürünü dünya üzerinde sponsor olduğu birçok futbol kulübü ve milli takım için de farklı renk seçenekleri ile ve logo baskılı olarak üretiyor. Örnek olarak Boca Juniors:


2013-14 Bahar Tasarım I | 10 Problem

Blogda seyahat yazıları dışında, İTÜ İşletme Mühendisliği Bölümü'nden Tasarım I dersinin ödevlerine de yer verme mecburiyeti çıktı ortaya. Seve seve yapacağız. İçerik, içeriktir. Bismillah...

10 PROBLEM 

1. İhtiyaç: Yağmurlu ya da kapalı havalarda ev içinde çamaşır kurutabilmek 

Basit ama çok vakit alan iş; çamaşır kurutmak... Balkonlu bir evde oturuyor olsanız da, balkon yoksa pencerenin önüne ip gerseniz de, yıkanmış çamaşırları kapalı ya da yağışlı havalarda açık havaya temas edecek şekilde kurutmak 2 günü bile bulabilir. Çamaşırları tahrip eden kurutma makinesine sahip olmak, çamaşırları kalorifer peteklerinin üzerine asarak odanın ısınmasından feragat etmek, ya da çamaşır askısını kalorifer peteğine yakın kurmak gibi kısıtlı çözümler mümkün... Yağmurlu ya da kapalı havalarda ev içerisinde çamaşırların evin sıcaklığına etki etmeden ve kısa sürede kurutulabilmesi bir ihtiyaçtır. Düşük elektrik enerjisi ile çalışacak bir cihaz bunun için fırsat olabilir. 

Hedef kitle: Yıl içerisinde soğuk ya da yağışlı günler yaşanan ülkelerde çamaşır yıkayan herkes
Ürün kategorisi: Elektrikli ev eşyası

Temsili: Peteğin odaya vereceği ısıyı engelleyen bir çamaşır askısı

2. İhtiyaç: Plastik atıkları sıkıştırabilmek ve biriktirebilmek 

Çoğu ofiste geri dönüştürülebilir atıkların toplanmasına dikkat edilse de, geri dönüşüme uygun plastik çöplerin evlerden belediyeler tarafından toplanması henüz bir sisteme oturtulmadı. Evlerde saklanması da biriktiğinde fazla hacim kapladığından ötürü mümkün görünmüyor. Bu yüzden plastik atıklar da maalesef evlerden normal çöpler ile birlikte atılıyor. Bunu her sokakta kapı önlerine biriken çöplerde gözlemleyebiliriz. Her daire için ayrı ayrı pek mümkün görünmese de, her apartmanın ortak mekanik bir alet ile plastik ambalajların hacimlerini küçültmesi ve bir arada saklaması mümkün olabilir. Böylece geri dönüşüm için belediyeler atıkları toplarken, tüm plastik atıklar bir arada ve küçük hacimde teslim edilebilir. 

Hedef kitle: Apartman yönetimleri 
Ürün kategorisi: Atık toplama kutuları/aletleri

Temsili: Sokakta geri dönüştürülebilir olanlarıyla bir arada atılmış çöpler

3. İhtiyaç: Akıllı telefonlar arası şarj transfer edebilmek 

Şahsen insan hayatına faydasından çok zararının olduğunu düşünsem de, akıllı telefonları istisnasız herkesin elinde görüyorum. Ayrıca bu insanların dillerinden "Şarjım azaldı ya!" gibi cümleler de düşmüyor. 3G kullanımı çok enerji tükettiğinden midir bilmem, çoğu akıllı telefon kullanıcısı gün içinde şarjının az kaldığından ya da bittiğinden yakınıyor. Bu çoğunluğun içerisinde büyük bir çoğunluk da yanında şarj aleti taşıma zahmetine girmiyor. Prizden ya da arabalardaki kitlerden telefon şarj etmenin yanı sıra telefonlar arası şarj aktarımı da bir fırsat olabilir. Şarjı yüksek olan bir telefondan, şarjı azalmış bir telefona minik bir kit vasıtasıyla enerji transfer edilebilir. 

Hedef kitle: Akıllı telefon kullanıcıları
Ürün kategorisi: Kablo/şarj kiti

4. İhtiyaç: Kupalardaki içeceği sıcak olarak ve dökülmeden muhafaza edebilmek 

Perakende içmeye hazır kahve satıcıları, İngilizce tabiriyle "take away" alınan kahvelerde karton bardakları plastik bir kapak ile kapatıyorlar. Bu kapak, sıcak kahvenin daha rahat içilebilmesini, daha uzun süre sıcak olarak muhafaza edilebilmesini ve dökülmemesini sağlıyor. Aynı kapak; daha uzun ömürlü olacak bir maddeden, günlük hayatta kullanılan kupalar için de üretilebilir. Bu kapakların kupa ile temas edecek kısımları kupanın çapına göre ayarlanabilir. Piyasada hem kupanın hem de kapağın işlevini bir arada gören, içim keyfi vermeyen plastik ya da metalden imal edilmiş termo mug'lar da hal-i hazırda mevcut tabii...

Hedef kitle: Sıcak içecek tüketicileri
Ürün kategorisi: Mutfak eşyası

Temsili: "Plastikten de içerim" diyenlere termo mug

5. İhtiyaç: Biber gazından ve yangın dumanından korunabilmek 

Daha önceleri çok nadir rastlanan bir ihtiyaç olsa da geride kalan 1 yılda özellikle de büyük şehirlerimizde, bir eylemin, yürüyüşün, protestonun içerisinde olsun ya da olmasın, çoğu insan güvenlik güçlerinin sıktığı biber gazına maruz kaldı. Bu gaza maruz kalındıktan sonra limon ve çeşitli sıvılar tedavi olarak uygulandı. Gaza maruz kalmamak için ise hastanelerde sıklıkla gördüğümüz basit bez maskeler kullanılıyordu. Gazeteciler ve güvenlik güçleri ise profesyonel diye tabir edebileceğimiz maskelere sahiptiler. Yüzün ağız, burun ve göz kısımlarını bir arada kaplayan, havayı süzebilecek, profesyonel maskelere göre daha hafif ve daha az parçadan oluşan, ucuza satın alınabilir maskeler imal edilebilir. Bu maske yangın hâlinde, acil durum aksiyonuyla takılarak dumandan korunmak için de kullanılabilir.

Hedef kitle: Biber gazına maruz kalma ihtimali olan ve yangın için acil durum seti hazırlamak isteyen insanlar
Ürün kategorisi: Maske

Temsili: Vatandaşın geçici çözümü; ağız-burun-göz koruyan maske

6. İhtiyaç: Her zaman aynı uzunlukta kravat bağlayabilmek

Kravatları daima aynı uzunlukta bağlamak neredeyse imkansızdır. Aynı noktadan bağlamaya başlamak, düğümü aynı sertlikte atmak vs... Farklı düğümler için ayarlanabilir ve en önemli özelliği olarak da kravatın uzunluğunu daima aynı yapacak, kravat bağlamaya yardımcı, elle kullanılabilir bir aparat imal edilebilir.

Hedef kitle: Günlük hayatta takım elbise giyen insanlar
Ürün kategorisi: Giyim

7. İhtiyaç: Balık alırken tazeliğinden %100 emin olabilmek 

Balıkçıdan balık alırken, akıldan geçen soruların başında balığın ne kadar taze olduğu gelir. Balıkçıya balığın ne kadar taze olduğunu sormak, ondan kesinlikle doğru cevap alınacağının garantisi değildir. Bilinen birkaç yöntemle tazeliği anlamak da çözüm değildir. Balığın ne kadar taze olduğunu bilmek balık tüketicisinin bir ihtiyacıdır. Fırsat, elektronik bir cihaz ile balığın tazeliği ölçülebilmesidir.

Hedef kitle: Balık tüketicileri
Ürün kategorisi: Elektronik/Gıda

8. İhtiyaç: Sigara tiryakilerinin sigara ihtiyaçlarını 24 saat karşılayabilmesi

Gece saat geç olduğunda ve civarda açık market olmadığında, sigara tiryakisi bir insanın evinde sigarası bitmiş hâlde kalması... Ya da tiryakinin gece ev dışında anlık olarak bulunduğu yere yakın market olmaması... Tek çözümü, eğer ev dışındaysanız bir başkasından dal sigara olarak istemektir. Her ne kadar haklı olarak kanunlar sigara tüketimine karşı çıkarılsa da, sigaranın devamlı kullanıcı insanlar için 24 saatlik bir ihtiyaç olduğu göz önüne alınarak otomat ile sigara satışı yapmak gibi bir fırsat ortaya çıkarılabilir.

Hedef kitle: Sigara kullanıcıları
Ürün kategorisi: Tütün ürünleri

9. İhtiyaç: Alkollü araç kullanımının önüne geçmek 

Alkollü sürücülerin sebep olduğu kazalar sonucu tüm dünyada her yıl binlerce insan hayatını kaybediyor. Sürücülerin alkollü olup olmadıkları, geceleri kimi noktalarda polisler tarafından kontrol edilse de bu kazaların önüne geçilemiyor. Sürücüler bu çevirme noktalarına yakalanmamak için de kendilerince çözümlerini üretiyor. Alkol kontrolünü, daha yapılacağı kesin bile olmayan polis çevirmesinden öne çekmek bu kazaları azaltacaktır. Sürücünün araba motorunu, ancak arabanın içinde (iç dizaynı bozmayacak bir şekilde) yer alan bir üfleme aparatını üfleyerek çalıştırabilmesi şart koşulabilir. Bu aparatın saatinin hiçbir şekilde sürücü tarafından değiştirilemez olması ve gece belirlenmiş saat aralıklarında aktif olması sağlanabilir. Sürücünün motoru çalıştırmadan bir başkasına üfleterek hile yapmasının önüne geçmek için de motor çalıştıktan ve araba yol aldıktan sonra belirli zaman ya da mesafe periyotları ile birkaç kez daha üflemesi, motorun çalışmaya devam etmesinin şartı olarak koşulabilir.

Hedef kitle: Motorlu taşıt üreticisi şirketler ve bu taşıtların kullanıcıları
Ürün kategorisi: Motorlu taşıtlar için yan ürün

Temsili: Polis çevirmesi. Bu kontrolü aracın kendisinin sürücüye yaptığını düşünelim...

10. İhtiyaç: Atık su şişesi miktarını azaltmak

Yaz mevsiminde, 0.5 litrelik suların tüketimi diğer mevsimlere göre keskin bir artış gösterir. Eğer gün içinde bir marketten ya da seyyar bir satıcıdan ikinci kez 0.5 litrelik su alıyorsanız, aldığınız 2. şişenin çevreye verdiği zararı engellemek de bir fırsattır. Sokaklarda ya da toplu taşıma duraklarında su şirketleri tarafından kurulmuş, su satan otomatlar değil de su dolduran otomatlar kurulabilir. (Sokaklarımızda içilebilir su çeşmeleri maalesef kalmadı.) Böylelikle, aynı su şişesi ikinci 0.5 litre için de kullanılmış olacaktır. Bu otomatlar aynı miktarda su tüketimi olsa da çevreye daha az zarar adına plastik atık miktarını azaltacaktır.

Hedef kitle: Ev ya da iş yeri dışında su tüketen herkes
Ürün kategorisi: Gıda

13 Temmuz 2012 Cuma

Sporx Kiev'de: EURO 2012 Finali


29 Haziran ve 2 Temmuz tarihleri arasında Kiev sokaklarındaydım... 3 gün boyunca Sporx adına; Sırtımda çanta, yanda tripod, boynumda makine falan filan derken o kadar yükle sokaklarda, EURO 2012 Finali için şehre gelmiş taraftarların arasında dolaştım durdum. 


Kurdum tripodu geçtim, karşısına her seferinde. Güzel görüntüler çıktı. Üzerine tıklayarak video'ların bulnuduğu sayfalara gidebilirsiniz. 



Onlarca da fotoğraf... 

Cumartesi gününden, alttaki 'juggler' abimiz gibi nice fotoğraf  var. Buyrun buradan... 




Pazar günü, final öncesi ne orjinal tipler vardı ne orjinal... Boğa bile vardı! Buyrun buradan... 




Pazar, finalin ardından ise İtalyanların hüznü, İspanyolların sevinci Kiev'e hakimdi. Buyrun buradan...





Sporx adına Kiev'e gitmeme yardımcı olan İlkan Bey'e, görüntüleri montajlayan Sporx video ekibine, bana fotoğraf makinesini emanet eden Tevfik'e, darda kaldığımda yardımıma koşan Hüsam Abi'ye, 'Ukraine' tshirtünü yol öncesi sırtıma geçiren kız arkadaşım Şeyma'ya çok çok teşekkürler...

Özel teşekkürler yine aynı kişilere; bizlere seyyahlığı aşılayan Özlem Yücel'e, yani nam-ı diğer Özlem Pansiyon'a ve Yılmaz Aslantürk'e, yani nam-ı diğer Otisabi'ye çok teşekkürler... 

Setur'dan: Çok Bilen Çok Gezer




Costa Serena... 'Cruise' dediğimiz, bir mahalle insanı gezdirebilecek büyüklükte gemilerden biri. Salı Pazarı'ndaki ofisten her Allah'ın günü gördüklerimizden biri işte.

Peki blogda bu geminin ne işi var? Setur, bir yarışmalarını iletti:


Çok Bilen Çok Gezer...

Facebook uygulamasıyla katıldığınız bu yarışmanın büyük ödülü Costa Serena ile 8 günlük, çift kişilik bir seyahat. Valencia'lar, Marsilya'lar... "Ver elini Akdeniz" havası...  Bir çözeyim dedim, sorular güzel, çözmesi keyifli. Şu anda 1. görünüyorum hatta, ama muhakkak geçen olacaktır. Az vakit harcamadık atlasların, seyahat dergilerinin başında lise yıllarımızda.

"Ülkeler coğrafyası bilgime güvenirim" diyen buradan buyursun:


Çok Bilen Çok Gezer



1 Mayıs 2012 Salı

Gazella ile Beyrut Günlüğü: Dünyanın Ortak Dili Futbol...

Selamlar,

Lübnan seyahatimin sponsoru Gazella’da Kaan Bey ile uçuş tarihlerini ayarlarken öncelikle şunu referans alıyordum; futbol maçı… 30 Nisan’da Lübnan Ligi takımlarından Al Nejmeh-Al Ahed maçı olduğunu görünce de Kaan Bey’den 30 Nisan’ı içeren bir plan yapmamızı rica ettim ve sağolsun kendileri kabul ettiler. Lübnan’a gelirken her turistin yapacağı şeyleri ben de yapacaktım, ayrıca Courhsurfing sayesinde bir turistten daha fazlasını yaşayan biri olacaktım şehirde. Ama bir şey vardı ki, mutlaka gitmek ve görmeliydim.

Çok basit, tek kelime: Maç… Gidip stat etrafında, tribünlerde, koridorlarda o kentin insanlarıyla birlikte olmak, onların coşkusuna, hüznüne, heyecanına ortak olmaktı amacım. 2010’da Futbol Tutkusu Avrupa Yolcusu’nda yaptığımız buydu, 2012’de –eğer sponsor bulabilirsem- Avrupa Şampiyonası’nda yapmak istediğim de bu. Kadın, erkek fark etmeksizin insanların duygularının dışa yansımasının en saf halini onlarla bir futbol maçı izlerken gözlemleyebilirsiniz.

Türkiye’den çıkmadan önce Soccerway’den bakmış ve Al Nejmeh-Al Ahed maçının 30 Nisan’da yerel saatle 15.30’da, şehrin güneybatısındaki 50.000 kişilik Malaab Camille Chamoun Stadı’nda oynanacağını not almıştım.

Tüm pazartesi günümü bu maça ayıracaktım ve zaman planlamamı ona göre yaparak evden çıktım. Achrafieh bölgesinden, stada taksiye 10000 Livre ödeyerek gidebilecektim. Bu arada Lübnan’da 1500 Livre’yi 1 Dolar’a sabitlemişler ve kur hiç değişmiyor. Bunu anlayamdım, kur nasıl olur da her zaman sabit kalır?

Taksici 10000 Livre’ye biraz mırın kırın etti ve 1,5 katını, yani 10 Dolar istedi. Ondan sadece beni mümkün olduğu kadar hızlı bir şekilde stadyuma ulaştırmasını istedim. Çakma bir Amerikan filmi havası. Mustafa Bond Beyrut’ta film çekiyor sanki…

Stada bir vardım, tek bir sivil insan yok etrafta. Bomboş! O anki hayal kırıklığımı tarif edemem… Bir maçın hayaliyle gelmişim ve ortada maç falan yok. Stat çevresinde nöbet tutan askere gittim ve İngilizce burada maç olması gerektiğini söyledim. Anlamadı… Arapça cevap verdi, ben de anlamadım… “No football?” , “No football!” diye anlaşabildik ancak. Kendisine çevrede internet cafe olup olmadığını sordum ve karmakarışık bir şekilde tarif etti. Stadın fotoğrafını çekmek için izin istedim ve gülümseyerek müsaade etti.


(Tüm fotoğrafları üzerine tıklayarak büyük ebatta görebilirsiniz)

Önce bir internet cafe, sonra maçın nerede olduğunu, en son da stadı bulacaktım… Yani; Beyrut’a doğru yola çıkmadan önce maç izlemek, yaşanmak istenen bir hayaldi ve bir hayal olarak kalacaktı. Stadın kuzey tarafına geçtiğimde tribün girişlerindeki çok sayıda askeri aracı gördüm ve fotoğraf makinemi çıkarttım. Henüz bir fotoğraf çekmiştim ki, arkadan “fıııyyy” diye bir ıslık sesi geldi. Başka bir asker, eliyle fotoğraf çekmememi işaret ediyordu. 


Stadın doğusundaki mahalle Hizbullah’ın mıntıkası… Oraya girmemem için defalarca tembihlendim Couchsurfing hostlarım tarafından. Stadın kuzeyindeki mahalle ise tek çaremdi bir internet cafe bulabilmek için. 2 sokak içeriye girdim ve bir market önünde nargile içen gençlere, oralarda internet cafe olup olmadığını sorayım dedim. En doğru benzetmeyle; "Beyrut’ta nargile ekmek gibi bir şey" diyeyim, siz anlayın…  Herkesin ağzında nargile.

Gençlerden birine sorduğumda, tam internet cafenin yerini tarif ediyordu ki, ona Camille Chamoun Stadı’na maç izlemeye geldiğimi ve statta maç falan bulamadığımı söyledim. “Abi sen çok yanlış gelmişsin ya” dediler… 

Dedim; “O zaman nerede bu maç güzel kardeşim?”. “Saida’ya gideceksin abi, maç orada” 

Saidaaa??? Haydaaa!!! 

“E peki Saida nerede?” , “Gel abi tarif edelim…”. “Kaçta peki maç?” , “Bir saati var abi, maç saat 5’te…”

Baktım market önünde mahallenin çocukları var, ellerinde top. Bugün futbol diloluğu günüdür deyip çıkardım makineyi, gençler de verdi pozunu. 



Bana ana yolu tarif ettiler ve otobüse binip sadece 2000 Livre ödememi, şoför daha fazla isterse ve ödersem kazık yiyeceğimi söylediler. İyice tembihlediler hatta… Beyrutlu, turistin cebindeki parayı turistten daha çok düşünüyor, güzel… Sordum çocuklara maçı kim kazanır diye, “Nejmeh handikaplı alır abi” dediler.

Ana yola doğru çıkarken, arkadan ses geldi. Bir baktım market önündeki kızanlar da peşimden geliyor. İyice yolu tarif edeceklermiş. Helal olsun be çocuklar! David Villa formalı çocuk, o yaşında o kadar akıcı İngilizce konuşuyor ki, David Villa’nın kendisi o kadar iyi İngilizce konuşamaz.

Gençlerle hemen çaktık fotoğrafları…



Ana yolda duran otobüse “Saida?” diye sordum, “Atla” dedi şöför. Köy arabası gibi bir otobüsteyim. Sanki köye nineyi dedeyi görmeye köye gidiyoruz… Arka koltuğumdaki abide Fransa ’98 tshirtü var… Dedim “ben bugün ben futbol dilenciliğinin kitabını yazarım”. Tüm detaylar ona işaret ediyor çünkü…

Saida’yı yakın bir yer zannediyordum, git Allah git! Yol bitmiyor… Otobüste, bir sırada ikili ve tekli koltuklar var. Daha fazla yolcu bindikçe ikili koltukların yanındaki kolluktan ara koridora bir küçük koltuk daha açıyorlar. Yani Lübnan otobüslerinde şöför, sadece “Arkayı dörtleyelim efendim” demekle kalmaz, her sıra için bu cümleyi kurabilir.

Aslında çok da uzun bir yol gitmiyoruz, taş çatlasa 40 kilometre. Akdeniz’e nazır yol… Fakat ağır ağır, zırt pırt durup yolcu alarak gittiğimizden dolayı yol çok uzun geliyor bana. Gün ortasında uykum geliyor, esnemeye başlıyorum artık…

Şehre yaklaşıyoruz… Stadı görüyorum, ne uyku kalıyor ne yorgunluk! Denize sıfır, numaralı tribün tarafının arkası Akdeniz’e bakıyor… “Ulan ya burada da maç yoksa, yine tongaya gelmeyelim?” diye kendi kendime sormaya başlarken ışıkları yanan skorbordu görüyorum, evet maç var! Derin bir “ohh..!"

Stat önünde otobüstün yarısı iniyor. Ben de fırlıyorum hızlıca. Hemen bilet kuyruğuna… Ama nasıl bir kuyruk!


Burada 'kaynak yapmak' bir alışkanlık. Herkes sıraya girse 2 dakikada alınır o biletler. Gişede sadece bir adam var, ama camda iki göz var. İnsanlar birbirinin üstüne çıka çıka gözlere geliyor, burada ilk adım aşılıyor. Sonra da camdan kolunuzu sokuyorsunuz bilet almak için. Çok rahat dirseğe kadar falan kol gişenin içine giriyor. Yoksa alamazsınız bileti. Tabii sizinle birlikte 2 kişi daha sokuyor. Diğer camdan da 3 kişi desek, içerideki görevli 6 kişi/sn hızla bilet yetiştirmeye çalışıyor.

Çocuklukta 18 Mart Stadı’nda gidilen maçlardan tecrübemin getirdiği kıvraklıkla biletimi birkaç dakika içinde aldım ve stat girişine doğru yöneldim. Bilete 5000 Livre ödedim. Çok çok ucuz… Bilet de işte bu:



İçeriye girişte kimse üstünüzü aramıyor. Beyrut’tan çıkarken “Ya içeriye ahtapot tripodu almazlarsa” diye yanıma almamayı bile düşünmüştüm. Ahtapot tripod da mınçıka gibi bir şey, Hüsam Abi’nin emaneti. Turnike falan yok, genişçe bir kapı var. Biletinizi görevliye veriyorsunuz ve giriyorsunuz tribüne.

‘Stadı bilenler için anlatıyorum sayın seyirciler’: Deniz tarafına bakan tribündeyiz. Taraftarların %99’u ise Nejmehli. Nejmeh ligde lider, Ahed ise 3. sırada. Zirve adına mühim bir maç bizi bekliyor…

Tribünde öncelikle sol tarafa yöneliyorum birkaç fotoğraf çekmek için. Bu taraf çekirdekçi tayfa gibi görünüyor. Bu gözlemimde yanılmıyorum. İleriki fotoğraflarda göreceksiniz




Aşağıya tellere doğru inip tribüne serilmiş Nejmeh bayrağını çekiyorum: 


Tellerde fotoğraf peşinde koşarken arkadan ses ediyorlar. Dönüp bakıyorum, aralarından biri eliyle tüm arkadaş grubunu işaret ederek fotoğraflarını çekmemi rica ediyor. Gülümsüyor ve çekiyorum fotoğraflarını. 


Ardından beni de yanlarına çağırıyorlar, hepsinin elinde kocaman kabak çekirdeği paketi, sağolsunlar bana da ikram ediyorlar. Çekirdekçi taraftar omuz omuza: 


Mail adreslerini alıyorum fotoğraflarını göndermek için. Tüm maç boyunca hangi taraftarın fotoğrafını çektiysem mail adresini aldım. Onlar için de güzel bir hatıra olur. Soruyorum; “Hepiniz Nejmehli misiniz?” diye, aralarından biri “Hayır Ahedliyiz, aman sakın çaktırma” diyor. Affetmiyorlar, makaraya sarıyorlar yani hemen… Arada sahaya bakıyoruz, takım üçlü defans oynuyor. “Üçlü defans mı kaldı, dörtlüye neden dönmüyor takım?” diye sorduğumda, “Hoca kulübede bak, git ona sor. Guardiola gibi adamdır” diye cevap veriyorlar. Makaraya devam…

Tellerin dibinden tribünün orta bölümüne doğru ilerkeren yeşil zeminden de iki kare alıyorum: 



Şimdi geldik tribünün ‘where the magic happens’ bölümüne… Orta bölüm, bağıran bölüm. Dünyanın her yerinde, çoğu tribünde olduğu gibi.

Şarkılar, türküler… Gırla gidiyor! 



Tribünü yönlendirenler 3 kişi: Davulcu, Amigo ve junior amigo. 


Junior amigo arada megafonu, arada davulu alıyor eline, sesi de güzel. Şarkıları nağmeli söylüyor bayağı.


Davulcuyla göz göze geldiğimizde bir göz kırpıyorum fotoğraf makinemi gösterip. Gülümsüyor, dönüyor arkasını ve daha kuvvetli vuruyor davula.


Lübnanlılar da bir maçı, Hollandalılar gibi yaşıyorlar. Adamlar işin eğlencesinde. O dakikalarda 1 tane yiyorlar, ama çok da takan yok. Şarkılara türkülere devam. Şarkıların hepsinde de İbrahim Tatlıses tınısı var, koy amigonun arkasına aşağıya tellere 40 tane keman, coşsun tribün!

Amigo oradan laf atıyor, gidiyorum yanına el sıkışıyorum, Türkiye’den geldiğimi söylüyorum. “Herkes şarkıları söylüyor, ama neden oturarak?” diye sorduğumda, “Dur ben onları şimdi ayağa kaldırırım diyor” ve açıyor kollarını, başlıyor yeni bir şarkıya:


'Tüm bayraklar, tüm flamalar':


Maçta en çok güldüğüm anlardan biri de şu oldu. Bizim amigo, önümüzde oynayan Nejmeh sağ açığı her topu aldığında megafonla topçuya direktifler veriyordu! Adam hocasını mı dinlesin, takım arkadaşını mı, yoksa amigoyu mu?

Devreyi Nejmeh 1-0 mağlup kapatıyor. Karınlar acıkmış, seyyarlara hücum. Büyük yüklenme var! Devre arasında stat telleri arasından dışarıdaki köfteciye zar zor parayı uzatan, ufacık delikten köfte ekmeği alırken köftenin biri yere düştüğünde milyar kaybetmiş gibi üzülen herkese selam olsun. 



Çocukların formalarının sırtlarında hangi oyuncuların isimlerinin yazdığını merak ediyorum, bu yüzden turluyorum sağı solu. Pirlo, Benzema, Di Maria, Mesut Özil görüyorum... Fakat seyyar sırasında Gattuso formalı bir çocuk! Türkiye’de Gattuso forması giymiş bir çocuk hiç görmemiştim, Lübnan’da yakaladık bir tane. Helal olsun be çocuk sana! 


O sırada iki çocuk geçiyor önümden; birinde Messi, birinde Ronaldo forması. Tam bir futbol dilencisi fotoğrafı. Kaçırmam: 


Devre arasında tribünün üst tarafında dolaştıkça, ricaları kırmayarak askerlik fotoğrafı gibi fotoğraflar çekmeye devam ediyorum.



Renkler güzel, bir de ben poz vereyim Nejmeh bayrağıyla:


Karnım aç, şu seyyarın tadına bir de biz bakalım. Kişisel görüşüm şudur ki; Seyyar bir yiyecek ne kadar az hijyenikse o kadar lezzetlidir. 2000 Livre’ye, tellerin altından alıyorum yiyeceğimi. 


Peki ne yiyorum? Büyük bir limonun yarısını küçük küçük dilimliyorlar. Üzerine haşlanmış bakla, tuz, kimyon ve acı biber… Tadı iyi. Tam stat işi!


Ben tam hızlıca karnımı doyurmaya başlamışken hoop Nejmeh atıyor bir tane! Golü göremiyorum… Golün birkaç saniye ardından, taraftarların coşkusunu bu kez önden değil de arkadan fotoğraflıyorum. Güzel bir fotoğraf çıkıyor: 


Skor 1-1’e geliyor:


Artık tribünün sağ tarafına geçiyorum. Bir baba ve oğlu maç seyrediyor... Bence bu günümün en güzel fotoğrafları bu üçüdür. O çocuk, hepimizin çocukluğunda yaşadığı ve ömrü boyunca unutamayacağı bir günü yaşıyor… Ama şu an farkında değil. İleride an be an hatırlayacaktır babasıyla geçirdiği bu maç gününü.




Fotoğraflara devam:




Tellere indiğimde arkadan yine insanlar sesleniyor. İki grup var, çeviriyorum başımı yukarıya, hepsi gülümsüyor ve “Abi bizi çeksene” diye işaret yapıyorlar. İki grubu da ayrı ayrı çekiyorum. 



Yukarı çıkıyorum mail adreslerini almaya, muhabbete bir kitliyorlar. Kitleyiş, o kitleyiş… Onları da beni de öyle sarıyor ki o sohbet. Gençlerin çoğu 17-18 yaşlarında. Hatta bazıları altyapı takımlarında futbol da oynuyor. Onlar soruyor ben cevaplıyorum, ben soruyorum onlar cevaplıyor…

Önce oradaki adıyla Mohaned’den başlıyoruz. Yani bizim Kıvanç Tatlıtuğ… Tanımayan yok Lübnan’da. Dizisinin hastası olmuş tüm halk!

Muhabbet tüm hızıyla devam ederen özel fotoğrafını çekmemi isteyenler oluyor aralarından, kırmıyorum tabii. Gençlerin aklını okuyorum, aklını! Hepsi facebook profil fotografı peşinde. Cumartesi günü fotoğraflarını çektikten sonra Merve’ye de “Hadi Merve, İstanbul’a dönünce yaşadın, 3 günde bir profil fotoğrafı değiştirirsin artık” dediğimde ‘ehe ehe’  diye gülüyordu keyiften.

İşte Saida’nın dalyan gibi, pırlanta gibi delikanlıları:






“Abi gel aramıza” diyorlar, hop yanaşıyorum hemen. Çok kral çocuklar hepsi!


Ben de Saida Municipal hatırası fotoğraflara devam:


“Sahada beğendiğin topçu var mı?” diyor çocuklar. Gözüme çarptan tek topçu Ahed’in 13 numaralı santrforu, onu beğendiğimi söylüyorum. Bizim çocukların dediğine göre Lübnan’ın en iyi 2 futbolcusu, Çin Ligi’nin tozunu attırıyormuş. “Milli Takım 2014 Brezilya’ya gider abi” diyorlar. İnşallah…

Gençlerden bir soru geliyor: “Real Madrid mi, Barcelona mı?” , ben “Real Madrid” diyince alkış tufanı kopuyor! Saida ovası Castillan yuvası…

Çocuklar, dünyadaki milli takım ve kulüp futbolundan tüm maçları izliyor. Biz de takip ediyoruz ama gençlerin maşallahı var, tam bizim lise yıllarımız gibiler… Her sohbetimizin konusunda, onların yüzünde ve gönüllerindeki futbol sevgisinde 8-10 sene önceki halimi görünce çok bir mutlu oluyorum. Omuz omuza oturuyoruz artık:


Lucky Strike çıkartıyorum cepten, aralarından biri çıkartıyor çakmağını yakmaya. Çakmakta da Lucky Strike logosu var. “Al abi hediyemiz olsun.” diyor. Gittiğim yerden kendime hatıralık bir şeyler almayı çok sevmem. Böyle küçük şeyler ise güzel hatıralardır. Mesela 2 yıl önce Münih Olimpiyat Stadı’ndan depozitosunu almayıp memlekete getirdiğim plastik bardağı hala saklarım.

Maç sonuna doğru yaklaşırken Ahed daha atak olan taraf:


Maçın hakemi son düdüğü çaldığında skorbordda yazan skor 1-1… Futbolcular sahadan ayrılırken çocuklara diyorum; “Geçin bakalım, topçu pozu verin şöyle fiyakalı.”, kesiyorlar hemen pozu.



“Çekin bakalım abinizi, biz de memlekette cakamızı satalım.”



Yavaştan yöneliyoruz çıkışa… 


Tellerde izdiham var. Üstten atlayan atlayana. 


Bu da kısa bir video:

 

Çıkıyoruz stattan. Atkı ya da forma satan birileri yok. Gençler de bulamayacağımızı söylüyor ama benim için arabaya bayrakları yükleyen kulüp görevlilerine soruyorlar. Görevli, başındaki Nejmeh şapkasını çıkarıp bana veriyor. İşte iyi bir hatıra daha…

Beyrut yönüne doğru, herkes stat önündeki yoldan otobüs çevirmeye çalışıyor. Bizim çocuklar uyanık tabii, “gel abi” diyor ve koluma giriyorlar. Atlıyoruz arabaya, otobüslerin ilk durağına gidiyoruz. Yolda konu futbolcular. Türklerden Altintop, Sahin, Kahveci… Arka koltuktaki genç “Rosto, Rosto” diyor. Diyorum “Rosto kim?”. Hani gözlerinin altını boyayan kaleci var ya diyince hepimiz gülmekten yarılıyoruz! Rüştü Reçber, Ortadoğu’ya göz altını boyamasıyla nam salmış da haberimiz yokmuş…

Efsaneleriniz kim diye soruyorum gençlere… Şöför koltuğundaki Zidane diyor. Benimki de… Arka koltuktan bir Messi geliyor, bir de Totti… “Totti?”  sorum ve genç Ahmet’in “Totti is the king of Italy” cevabı…

İşte böyle bir sohbetle varıyoruz otobüs durağına. Uğurlamak için iniyorlar, hatta paramı bile ödeyecek oluyorlar. “Sizin yaşınız kaç, bizde gence para falan ödettirilmez.” diyorum ama dinletemiyorum, “Bizde de misafire ödettirilmez.” oluyor cevapları.

Hava hafiften kararırken istikametim yeniden Beyrut. Hayatım boyunca unutamayacağım günlerden biri daha hafızamdaki yerini alıyor… Sahada ne oldu ne bitti o kadar da dikkat etmedik.

Tüm dünyanın ortak dili futbolu konuştuk sadece. 

Futbol bir eğlencedir, fazlası değil:






Selamlar, Mustafa.


(Jeita Mağarası, göbek havaları, Raouche ve Byblos bir sonraki yazıda)