25 Aralık 2009 Cuma

Euro 2016

Euro 2016 adaylığımızın logosu hayırlı uğurlu olsun;



Dün logo lansmanı yapıldığından beri bizim yerel medyada ne var ne yok okudum. "Gayret edersek yaparız" diyen de var, "Eee benim memleketimi neden almadınız, tarhana çorbası meşhurdur bizim oranın, hem futbol seyircisi de iyidir" diye gözü kapalı eleştiren de.

Adaylığımız için yapılan web sitesini de bir güzel inceledim. İngilizce edisyonun üslubu gayet açık, herhangi bir Avrupalı okuduğunda kafasında "ne demeye çalışmışlar burada?"lık soru işareti bırakmayacak şekilde. Gözüme çarpan bir kaç eksik ise şunlar; Logo'nun hikayesinin anlatan videonun seslendirmesi İngilizce edisyonda da Türkçe olarak kalıyor. Ayrıca bir kaç haberde de facebook, twitter paylaşma ikonları çalışmıyor. Bunların unutulmuş olacağını zannetmiyorum, aceleye gelmiş ve sonra düzeltmek üzere bırakılmış olabilir.

Aday şehirler de çok güzel cümlelerle anlatılmış. Şehirlerin fotoğraf albümleri de zenginleştirildiğinde, o sayfalar tadından yenmeyecek bir hal alacaktır. Tabii bu şehirlerin kamuoyuyla paylaşılmasıyla beraber dün dakika bir gol bir başladık, "Trabzon neden yok, Diyarbakır'ın neyi eksik" tartışmalarına. Şüphem yoktur ki bu eleştiriler büyüyerek, belki de haksızlaşarak devam edecektir.

Peki Euro 2016 adaylık sürecimizde bir futbolsever üniversite öğrencisi olarak benim üzerime düşen nedir? Sadece medyadan ne olup bittiğini takip etmek mi yoksa "Ben de şu işin ucundan tutayım" diyebilmek mi? Bir kere organizasyon proje ekibinin bize sundukları hakkında yorum yapmayı bir kenara bırakmak lazım. "Vardır bir bildikleri" diyebilmeliyim. Bunu söyleyebilmek, yapmam gerekenin tam %50'sidir.

Ya sonra ne yapacağım? Memleketini seven, vatana millete hayırlı bir evlat olabilmek için senelerdir okul sıralarında dirsek çürüten bir adam değil miyim?
O yüzden "Bu projeye bir kaç NaCl molekülü nasıl katabilirim?"i düşünmeliyim.

2016'da 29 yaşında olacağım ve zamanında Ali Sami Yen önünde battaniyeyle yatan babamın tam üzerinde bulunduğu "Banane ya, onlar kazanıyor parayı ben neden kendime dert edeyim?!" yolunun başlarında olacağım. Eğer o şampiyona burada olursa belki de o yola girmeden 13 yaşımda hissettiğim o futbol heyecanına geri döneceğim. Neden? Çünkü tam 51 maç boyunca sağım solum futbol olacak!

Üniversite öğrencisi fikir üreten, projelere kaf
a yoran insandır değil mi? Çok şeyler yapabilir çok şeyler! Misal; dün aklıma gelen ilk fikri uygulamaya koydum ve Facebook'ta ne kadar Avrupalı, özellikle de İtalyan arkadaşım varsa hepsini logonun üzerine işaretledim. Yorumları yavaş yavaş gelmeye başlayacaktır. Onların fotoğraflarına bakan eşinin dostunun gözüne de çarpacaktır bu logo. Pazarlamada bunun adına ne diyorlar bilmiyorum ama ben "kulaklara su kaçırmak" diyeyim. Bir kerecik olsun görsünler, o bana yeter. Türkiye'nin bu işe aday olduğunu bilsinler...

Peki bu adaylık sürecinde Federasyon-üniversite öğrencileri etkileşimi nasıl kurulur? Bu gereklidir; o zehir gibi çocukların fikirlerini almak, kafalarındaki soru işaretlerini kaldırmak için gereklidir. Fakülteden arkadaşım Eren ile dün gece msn'de konuşurken girdik bir beyin fır
tınasının içine. Pişti misali sadece iki kişilik beyin fırtınası oldu ama olsun, konuyu ilk kez konuşmamıza rağmen fena fikirler çıkmadı.

"Federasyon bir takvim oluştursun ve bir paneller zinciri başlatsın. Projeyi gençlere anlattıktan sonra memleketin % 9
0'ı hallolmuştur, sıra gelir Avrupa'ya anlatmaya" dedik. "Dönem sonu projelerde ve global şirketlerin yaptığı proje yarışmalarında pazarlamayı sıfırdan yazan şu gençler tanıtımı nasıl hızlandırabilir, verimliliği nasıl artırabilir?" diye sorduk.

Senelerdir yeni bir şeyler yapmaya niyet ettiğimizde, her seferinde fikri ilk sunduğumuz kişilerde, yani midye dolmalaşmış beyinlerde takılmadık mı? He
yecanı geçmiş insanlar "Boşverin, tutkunuzu şuraya bir kenara bırakıverin, yapamazsınız çocuklar" diyerek tüm hevesimizi kaçırmadı mı?

Bu sefer gençlere anlatalım derim; onların zihinlerini açalım, fikirlerini alalım. Gidip yeni stad projesi hazırlayacak haller
i yok ama "şu proje en verimli şekilde nasıl tanıtılır?" sorusuna çok güzel fikirlerle geri döneceklerdir. Emin olunuz...

2016'da hep beraber yaşayalım şu heyecanı.


Günü geldiğinde, çocuklarıma "hayatımın en güzel saatleriydi" diye anlatacağım bir final akşamı şöyle bir an yaşadım ben;




Şunu isterim sadece; O futbol coşkusunu, o heyecanı 2016 yılının gençleri de yaşasın!

Hiç yorum yok: